| SİTEDE KİMLER VAR |
|---|
| Şuan 18 misafir çevrimiçi |
| BİLGİ TOPLUMU ASLINDA NEDİR? |
|
|
|
|
"Kavrakoğlu Management Institute'nin başkanı Prof. Dr. İbrahim Kavrakoğlu'nun bu yazısı, Eylül 2004 tarihinde SAP'ta yayınlanmıştır. Bu yazı, yazarın izni alınarak www.tavsanci.com tarafından siz değerli okuyuculara aktarılmıştır." Geçenlerde bir büyük kuruluşun insan kaynakları yöneticisi ile sohbet ediyorduk. Günümüzde rekabetin aşırı derecede yoğunlaştığını, bilginin çok önemli hale geldiğini, rekabet üstünlüğü kazanmak için de eğitime çok ağırlık verilmesi gerektiğini söylüyordum. İlgili yönetici de yanıt olarak bunun gerçekten önemli olduğunu, fakat şirket çalışanlarının okumaya pek yatkın olmadıklarını belirtti. Hatta konuşmanın ilerleyen noktalarında mümkün olabildiğince "okumayı pek de gerektirmeyecek şekilde eğitimlerle şirket çalışanlarının geliştirilmesi" gereğinden dem vurdu. Ben de kısaca okumaya ağırlık vermeden bilgi toplumuna ulaşılamayacağını, gerisinin bir hayalden öteye gidemeyeceğini ifade ettim. Bu kısa görüşme günümüzde sıkça sözü edilen ‘bilgi toplumu' kavramını yeniden gözden geçirmemizin yararlı olacağı fikrini verdi. Gerçekten de son birkaç yıl içinde bilgi toplumu ifadesi gündemde önemli bir yer işgal ediyor. Avrupa Birliği 2000 yılında kapsamlı bir plan yaparak AB'nin bilgi toplumuna hazırlanması için neler yapılması gerektiğini ayrıntılı olarak ortaya koydu ve bunun yapıtaşlarını ve yol haritasını belirledi. Bu bağlamda İngiltere'nin, ABD'nin, İsveç'in bilgi toplumuna geçiş planlarını inceleme imkanı buldum. Türkiye'mizde de bilgi toplumuna geçiş artık konuşulur oldu. Nitekim gerek sivil toplum kuruluşlarında gerekse kamu yönetiminde bu doğrultuda bir süredir çalışmalar yapılıyor. Günümüzde bilgi toplumunun çıkış noktası büyük ölçüde ICT (Information and Communication Technologies) denen bilgi ve iletişim teknolojileri ile ilgili. Görünür bir şekilde ICT, yaşamın tüm alanlarına girmeye başladı. Ticaretten eğlenceye, üretimden seyahate, ICT'nin girmediği alan hemen hemen yok gibi. Pek çok şey de internet dünyası ile bağdaştırılıyor. Mesela iş bulma. İnternetten iş nasıl bulunur; İnternetten eğlence nasıl sağlanır; İnternette arkadaş ya da eş nasıl bulunur; İnternet üzerinden müşterek bahis, at yarışları, kullanılmış otomobillerin kıyaslanması hemen aklımıza gelenler. Yaşı müsait olanlar hatırlayacaklardır, bundan yaklaşık 40 yıl önce de bilgisayarların yaygınlaşması ile ‘bilgi toplumu' kavramı gündeme gelmişti. ‘Akıllı makina' kavramı içinde verilerin nasıl değerlendirileceği ve bilgiye nasıl dönüştürüleceği sıkça konuşuluyordu. Diyebilirim ki computerin en güzel tercümesi Türkçe'de olmuştur. İngilizce'ye doğrudan tercüme etseydik ‘hesaplayıcı' denmesi gerekirdi. Fransızca'dan tercüme etsek ‘ordinateur' yani ‘hizaya getirici', ya da ‘düzen getirici' şeklinde ifade etmemiz gerekecekti. Ama ‘bilgisayar' gerçekten de çok anlamlı bir ifade oldu. Çünkü geçirdikleri evrimle bilgisayarlar hesap makinası olmanın çok ötesine geçtiler. Bilgisayar, bilgiyi saymanın da ötesinde verileri değerlendiren, iletebilen, sınıflandırabilen, velhasıl işe yarar bilgilere dönüştürebilen aygıtlar haline geldi. Ama bilgi toplumu kavramı bilgisayarlardan da önce oluşmuştu. Pek çok konuda olduğu gibi, burada da öncülüğü Peter Drucker yapmıştı. Bilgisayarların henüz yaygın olmadığı bir dönemde -tamamen başka bir kavramla birleştirerek- ‘bilgi toplumu' (Knowledge Society) ve ‘bilgi çalışanı' (Knowledge Worker) ifadelerini kullandı. Drucker'in o dönem kastettiği, esas işi herhangi bir malzemeye şekil vermek, birtakım ürünleri var etmek değil, bizati bilginin kendisiyle uğraşan insanlar için ‘bilgi çalışanı' demiştir. Mesela bir şirketin muhasebe kayıtlarını değerlendirip şirketin durumuna yorum getiren kişiyi, ya da pazar araştırmasını yapıp buradan pazar, ürünler ve rekabet hakkında bilgi üreten kişilerDrucker'a göre bilgi çalışanıydı. Bu açıdan baktığımızda bilgi toplumu ve bilgi çalışanı kavramı için elbette insanoğlunun bilgileri değerlendirdiği ilk dönemlere, yani binlerce yıl gerilere gitmemiz gerekiyor. Yazının icadı ile birlikte aslında bilgi toplumu oluşmaya başlamıştır. Yazının icadı diyorum, çünkü yazı icat edilmeden evvel bilgileri değerlendirmek, sınıflandırmak ve bunlardan yeni bilgiler üretmek imkansızdı. Yazının icadından evvel bilgiler nesilden nesile sözel olarak intikal ediyor ve tabi "hafıza-ı beşer nisyan ile malul" olduğundan, ancak hatırda tutulabilen kadar bilgi kullanılabiliyordu. Tabii çok kıymetli bilgileri sürekli yenilemenin imkansızlığını tahmin etmek güç olmasa gerek. Şimdi durup bir an için düşünmeliyiz: Gerçekte bilgi toplumu ne ifade ediyor? Bana göre bilgi toplumu ‘bilgiden değer üreten toplum' demektir. Elbette bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi bilgi toplumunun oluşmasına kolaylık getirir, yeni imkanlar sağlar, ekonomik hale getirir. Ama neticede teknoloji araçtır, amacın kendisi değildir. Toplumun her bireyine bile bu teknolojiler sağlansa, bireyler bilgiden değer üretmesini beceremiyorsa, o bireylerin ait olduğu toplum bilgi toplumu değildir. Bilgi toplumunda belirleyici olan bireylerin davranışıdır. Bilgi toplumunun üyesi olan bireyleri diğerlerinden ayırt eden özellik, bu kişilerin bilgilerini geliştirmeleridir. Eğer bilgi toplumu ile bilgiden değer üretmeyi anlıyorsak, şunu da kabul etmeliyiz. Aynı bilgilerden uzunca süre değer üretmek mümkün değildir. Bir süre için bu mümkün olabilir, ama zaman içinde aynı bilgilere başkaları da sahip olunca, bilginin değeri kalmaz; yeni bilgiler kazanmak gerekir. Bu ise öğrenmekle, hatta sürekli öğrenmekle mümkündür. Kısacası, bilgi toplumu, öğrenen insanlardan oluşur. Batı toplumu bunu asırlar önce keşfetmiştir. Bilgi edinmek ve bilgiyi yaymak önemsendiği için matbaa makinası icat edilmiştir. Ama mesele ülkemize bu makina yaklaşık üç yüzyıl sonra girmiştir. Bunun temel nedeni ise, gerici bir idarenin yasaklayıcı tutumu değil, toplumun bilgiye ihtiyaç duymamasıdır. (Yönetim bilgiye karşı olsaydı, tüm kitapları yasaklardı, örneğin el yazması kitapları da.) ama kitlesel bir talep olsaydı, matbaa da ülkede yaygınlaşırdı. Bir örnek vereyim. Öğretim üyeliği yaptığım iki üniversitede, Stanford'da 14 milyon cilt kitap vardı; Berkeley'de 13 milyon cilt. Aynı dönemde, yani 1980'li yıllarda Türkiye'nin tüm üniversitelerindeki kitap mevcudu 2.5 milyon ciltti! Bir başka örnek vereyim. Diyelim ki Londra'da metrodasınız. Bilindiği gibi Londra son derece kozmopolit bir yerdir her milletten insan vardır. Metroda işe giden insanların hangilerinin kitap ya da dergi okuduğuna bakarak nasıl bir topluma ait olduklarını hemen anlayabilirsiniz. Bir başka örnek: Bir Türk üniversitesinde kampüste geziniyorsunuz. Bir kısım öğrenci boş boş gezinirken bir diğer kesim ya bankların üzerinde, ya da kütüphanede harıl harıl bir şeyler öğrenmekle meşgul. İşte bilgi toplumunun ayırt edici özelliği. Öğrenmekle meşgul olan insanlar ve öğrenmeye sırt çevirmiş diğerleri.Bilgi toplumunu gelecekte şekillendirecek en önemli teknoloji internettir. Bu teknolojiyi ‘Yeni Sanayi Devrimi'nin motoru olarak tanımlıyorum. Bunun sebebi ise, İnternet'in bilgiye ulaşımda sağladığı olağanüstü imkan. |
| Next > |
|---|

